20160823

Bugün size bir şey itiraf edeceğim, geçmeyen yara mı demeli miyim bilmiyorum. Evet adı her ne olursa olsun bahsedeceğim işte. Her Evgeny Grinko'nun Valse parçasını dinlediğimde hissettiğim şey hep aynı oluyor. Hep ney mi oluyor? Orhan Pamuk'un "Masumiyet Müzesi" kitabındaki Kemal ve Füsun'ün sevişmesi geliyor aklıma çünkü altı yüz sayfalık kitabı bu müzik eşliğinde okudum. Ve artık öyle yer etmiş ki, sürekli ama sürekli aklıma geliyor. Her açtığımda, her dinleyişimde hayalimde kurduğum Kemal ve Füsun ve sevişmeleri. Bilmiyorum ama geçecek gibi de değil sanırım. Çünkü çok uzun zaman sonra bugün londra - Holborn'ın ara sokaklarını gezerken rastgele Valse parçası geldi ve yine durduk yere hüsrana boğuldum, tebessüm halinde olan ben birden suratımın düştüğünü ve fazlaca duygu yoğunluğu ile gezmeye başladığımı hissettim mahalle aralarında. Kitapta otuzlu yıllardan bahsediyordu ve aynı zamanda gerçek hikayeydi. Füsun'un giyindiği kıyafetlerini bile biliyordum, çok ilginç olacak ki vintage ürünler satan bir mağaza çıktı karşıma. Vitrin o kadar güzel gözüküyordu ki gözümü alamadım, girip girmemekte kararsızdım çünkü Holborn'dan geçip Covent Garden'a gidiyordum. Ama sonrasında girmeye karar vermiştim. Kapıdan girerken bin dokuz yüz otuz yazıyordu, evet hayalimdeki Füsun'a adım adım ilerliyordum. İçeriye girdiğimde gerçekten de o zamana ait kıyafetler vardı.. Ama kıyafetler o kadar güzeldi ki Füsun'u unutup kıyafetlerin güzelliğiyle ilgilenmeye başlamıştım. Bir an da yine hayallere dalıp olduğum yerden çok uzaklaşmıştım. Çok ama çok güzeldi hiç bitsin istememiştim ta ki yanıma doğru gelen bir kızın bu güzel hayalimi bozmuş olmasına kadar. Sonrasında ne mi oldu? Ben de bilmiyorum.

No comments: